Kürtçe mucizesi

Yayınlama: 24.12.2022
Düzenleme: 24.12.2022
A+
A-

Kur’an-ı Kerim Allah’ın adıyla başlar, halkın (Nas) adıyla biter. Kelamın kaynağı ile muhatabı arasındaki bağlantıyı sembolize eden bir işarettir bu.

Bir insana alacağı bütün tutumlarında gözeteceği yüksek mercii gösterirken, bu sembolik anlatım, aynı zamanda yüksek merciden gelen mesajın sistemleştiği, tavır haline geldiği zemini; yani halkı da gözetmesini hatırlatır.

Yağmurdan sonra toprağın canlanması, güneşle birlikte bitkinin yeşermesi gibi bir ilişkidir bu. Kelamın, mercii ile muhatabı arasındaki anlam taşıyıcısı, ruhları diriltici vasıta ise dildir.

Dil bu yönüyle Allah’tan “nas”a sunulmuş bir ayettir. Ayetin bir anlamı bilindiği gibi işarettir. Dil, altında yatan anlamlar hazinesini gösteren bir işarettir çünkü.

Dil üzerinden insanlığın yeryüzüne adım attığı ilk günden bugüne kadar edindiği zenginlikleri, kazanımları, değerleri, sosyolojik aşamaları, tarihsel hercümerç oluşları… kısacası uçsuz bucaksız bir anlamlar dünyasını okumak, anlamak, dersler çıkarıp ibretler almak, böylece ileriye daha donanımlı atılmak mümkündür.

Kur’an’ın bu işareti aynı zamanda tekvini bilginin kaynağını da göstermektedir. Allah’ın muradını anlamak istiyorsanız onun mesajının taşıyıcısı dile ve bu dili işleyerek canlı bir organizma gibi besleyen halka bakın demek isteniyor.

Allah’ın muradını içeren Kur’an’ın nüzulundan sonra dil bilimcilerin Arap halkının gözeneklerine kadar nüfuz ederek kelimeleri derlemelerinin sebebi de buydu.

Çünkü murad-ı ilahiyi anlamanın yolu olduğu kadar, ademe mahkum edilen bir topluluğu diriltecek olan da yağmur damlalarının toprağı diriltmesi gibi dilin kelimelerinin zihne çiselemesidir. Dil bir toplumun ruh-i mücerredinin fışkıracağı anlam köküdür çünkü.

Bir halk yorumunu biliyorum mesela; ölümden sonra dirilişe dair. Özellikle köyden biri öldüğünde o gün ve takip eden günlerde uzayıp giden dini, manevi sohbetlerin akışı içinde bir münasebetle mutlaka dile getirilirdi.

Önce Mela insanların ahiret günü yeniden dirileceklerini söylerdi ve hemen başlardı sorular: “Mela, bu çürüyen bedenler, kemikler nasıl dirilecek acaba?” diye (inkar amaçlı değil, anlama amaçlı bir soruydu bu, her defasında aynı şeyleri duydukları halde).

Mela da yıllardır duyduğu ve belki de yüzlerce kez cevap verdiği bu soruya bir kez daha cevap vermekten asla rahatsız olmazdı.

“Bir kere ruh ölmez, o ruhlar alemine gider, kıyamet gününe kadar ya nimet içinde ya da azap içinde olur” diye başlardı söze.

İnsan öldükten sonra kabirde bir süre sonra bedeni çürümeye başlar. Derken kemikleri de çürür zamanla, ama kıyamet gününe kadar bedensel varlığının kökü sayılan kuyruk sokumu kemiği asla çürümez. İşte ahirette diriliş bu kökten başlayacak. Sonra ruhlar alemindeki ruh yeniden o bedene girecek ve diriliş tamamlanmış olacak.

Halk yorumu dediğim dirilişin çürümeyen kuyruk sokumu kemiği yani bedensel varlığın kökü ile ilgili kısımdır.

Diğer kısımları elbette dini metinlerde yer alır ve her Müslüman buna inanır. Bu yorumu ilk ne zaman, hangi yaşta dinlediğimi hatırlamıyorum ama ilk duyduğumda içimde bir umudun depreştiğini hiç unutmuyorum.

Bugünkü aklımla “ölüp gitmeyecekmişiz, çürüyüp yok olmayacakmışız… ne güzel!” diye ifade edebileceğim bir bilincin çürümeye namzet kemiklerimin iliklerine kadar sirayet ettiğini hissetmiştim.

Günlerdir çocukluğumun bilinç ve umut bahşeden bu halk yorumunu hatırlatan bir gündeme şahit oluyoruz.

Partileri, örgütleri, unvanları, titrleri, karizmaları, şöhretleri, kozmolojik çözümlemeleri, ideolojileri, stratejileri, taktikleri ve projeleri olmayan birkaç kara kavruk adamın, varlığın ruh kökü dilden aldıkları fıtri güçle başlattıkları okullarda seçmeli Kürtçe (Kurmancî-Zazakî) dersinin seçilmesi için yazılı, görsel ve sosyal medyada sürdürdükleri kampanyaları kast ediyorum.

Asimilasyon denen çürümenin gelip kuyruk sokumu kemiğine dayandığının hissedildiği bir süreçte hem de.

Ölümden sonra dirilişe inanmayanların “Bu çürümüş kemikler mi dirilecekmiş?” diye dudak büküşlerine benzer şekilde “Artık Kürtçe öldü. Sokakta, evlerde, çocuklar arasında konuşulmuyor” diye zafer naraları atanların unuttukları o mucize “kuyruk sokumu kemiği” mucizesinin, Kürtlerin kökleri yani Kürtçenin üzerinde yeniden dirilişe geçişlerini seyrediyoruz.

Ve gözelerden çatlağını arayan cılız sızmanın gürül gürül bir akışa döneceğini muştuluyor okullara “Dilimi seçiyorum” diye başvuran çocuklar.

Hikayeyi ilk duyduğum çocukluk yaşlarının içimi ısıtan hayat umudu, bu sefer de uyanıverdi. Çocukluğumun saf bilincinin eksik kalmış cümlesini bu sefer dudaklarıma konduruverdim:

Kürtçe, Kürtlerin üzerinde yeniden dirildikleri varlık kökleridir.

Ehmedê Xanî “ûmûda me ji tifalan” (umudumuz çocuklardır) derken bunu kast ediyordu herhalde, dedim.

Aslında bu kökün mucizevi dirilişine daha önce de tanık olmuştuk. Ama mucizeler her gün gerçekleştikleri halde insanlar farkında olmazlar.

Ancak olağanüstü bir süreçte nasıl bir mucizenin içinde yaşadıklarının farkına varırlar sonra.

Cumhuriyetten sonra silindir gibi geçmişti Kürtlerin üzerinden tek parti rejimi. Şehirden, kasabadan, sokaktan, çarşıdan, pazardan sürülmüştü Kürtçe, kendi kendilerine hayattan silinsinler diye Kürtler ademe mahkum edilmişlerdi, hayatın dibine, köylere atılmışlardı.

Ateşten gömlekti Kürtçe konuşmak “kutsal kamusal alan” dedikleri asimilasyon çürümüşlüğünün meydanlarında.

“Değmesin… namahrem eli” diye dünyayı dinine, diline el uzatanlara dar edenlerin çocuklarını uyandırmasın diye kilit vurulmuştu vicdanların kapılarına.

Sosyolojik ölümden sonra, sosyolojik dirilişe inanmayan asimilasyoncu tek parti borazanlarının “toprağa gömdük” diye poz verdikleri mekanlarda Kürtler kökleri, dilleri üzerinde yeniden doğdular.

Dengbêj denen bir mucize Kürt’ün ruh kökünün hançeresinden Şakiro’nun, Şeroyê Biro’nun, M. Arif Cizîrî’nin, Karapêtê Xaço’nun gırtlağında şakıyan birer metafizik kamçı gibi Mehabad’ın, Qamîşlo’nun, Wan’ın, Diyarbekir’in, Cilemêrg’in sırtında şaklıyordu İsrafil’in surundan ruh almış gibi “gömüldüğü” yerden kalkıp üstündeki tozları silkeliyordu.

Şakiro’nun Kürt’ün ruh kökünden bir yanardağ gibi haykıran avazı dağların kuytularına, ovaların duldalarına, vadilerin oyuklarına, çöllerin kumlarına, bayırların zirvelerine “gömülen” Kürtçeye hayat vermiş ve beş yıllık, on yıllık, yüz yıllık planları, projeleri, stratejileri, taktikleri, analizleri, tahlilleri, kurulları, kurumları çıplak bir hezimete uğratmıştı.

Bugün de seçmeli ders hakkından yararlanmak için Ehmedê Xanî’nin umut bağladığı çocuklarının ellerinden tutarak okullarda Kürtçeyi tercih eden anneler, babalar bu evrensel mucizenin tanıkları oldukları kadar aracılarıdırlar da.

Kur’an’ın Allah’ın adıyla başlayıp; halkın adıyla bitmesinin bir anlamı da toplumsal alt üst oluşlarda gözetilecek ilham verici merciin halk olduğudur.

Hayat tarzları, dilleri doğallığını koruyan Kürtler bir kez daha yeniden dirilişi ilham ettiriyorlar.

Tercihleri kutlu bir tercihtir.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.