Vahdettin İnce
  23-05-2020 00:23:00

Kürtler açısından siyaset yapmak ve meslek sahibi olmak sorunsalı

1986 yazında kısa dönem askerdim. Bölük komutanı bir teğmen vardı ve resmen bana kafayı takmıştı. Mesela herkesin nöbet saati belli bir sistem dahilinde değiştiği halde her gece 3-5 nöbeti mutlaka bana yazılırdı. Bölük yazıcısına sormuştum, komutan öyle istiyor demişti. Sair zamanlarda da bugünlerde öğrendiğim bir tabirle mobing uygulardı.

 

Tabi bunalmıştım ben. Kısa dönem askerler diğer uzun dönem askerlerden farklı olarak biraz daha saygı görürlerdi. Ama bana adam resmen uzun dönem asker, hatta emir eri muamelesi yapıyordu. Tabi ben itiraz edince de askerliğini yakarım diye tehdit ederdi. Bir gün dayanamadım karşısına çıktım ve “ne istiyorsun benden, neden böyle davranıyorsun?” diye sordum. “Vanlısın, üniversite mezunusun, sen boş değilsin” deyiverdi.

 

Çözmüştüm meseleyi. Kısa dönem, yani üniversite mezunu askerler arasında tek Kürt bendim. Uzun dönemler arasında ise istemediğin kadar çoktular ve teğmen bunları çok severdi. Onlar da komutanın her dediğini yaparlardı. Komutanın kafasında bir Kürt asker şablonu vardı, okuma yazma bilmeyen, Türkçeyi konuşamayan, konuşmaya çalıştığı zaman da alay edilen bir karakter. Ben komutanın kafa konforunu bozuyordum ve bu yüzden bana kızıyordu. Diğer Kürt askerlere yaptığı muameleyi yapamadığı için.

 

Komutanın bir kabahati yoktu. Kemalistler kurtarılan vatana egemen olduktan sonra iki kesimi ötekileştirdiler. Dindarları ve Kürtleri. Kafalarında onları bir yere oturttular. Dindarlar gerici, yobaz, sıkma baş, takunyalı, takkeli, fırça sakallı, kazma dişli, kara çarşaflı, dört karılı (Turhan Selçuk’un yaşadığı sürece her gün çizdiği tek karikatür karakteri Abdülcanbaz’ı düşünün), gelişme düşmanı tiplerdi onlara göre. Ve dindarlar kendilerine çizilen bu sınırlarda kaldıkları, ülkenin vitrini sayılan büyük kentlerde varlık göstermeye kalkışmadıkları sürece yaşayabilirlerdi. Çünkü vergilerine, askerliklerine ihtiyaç vardı.

 

Mesela 28 şubat dolayısıyla herkes kamusal alanda, resmi dairelerde, okullarda başörtüsünün yasak olduğunu sanıyor. Halbuki Cumhuriyetin hiçbir döneminde başörtüsü yasak olmadı. Ama Kemalist elitlerin kendileri için oluşturdukları algıyı pekiştiren bir pozisyonda olmaları gerekiyordu. Yani gerici, eğitimsiz, gelişmeye müsait olmayan tipler algısını pekiştirecek şekilde saydığım bu kurumların hepsinde dindar kadınlar hizmetçi, çaycı, temizlikçi olabiliyorlardı hem de başörtüsüyle. 28 şubat sürecinde ise doktor, mühendis, avukat, öğretmen olarak karşılarına çıkmışlardı. İşte bu onların yüz yıllık ezberlerini, kafa konforlarını bozuyordu. Bir üniversiteli Kürt asker olarak benim teğmenin kafa konforunu bozduğum gibi.

 

Kürtler de öyle. Kemalist elitin yerleştirdiği algıya göre Kürtler kaçakçı, eli silahlı, yol kesen, kan davası güden, namus cinayeti işleyen, aslında bir dilleri olmayan, konuşurken konuşmaya benzer hırıltılı sesler çıkaran, para kazanmak namına kaçakçılık, hırsızlık, talancılık gibi kriminal işlerle uğraşan şehirde normal insanlar arasında en fazla kapıcı, hamal olarak yaşayabilen vahşi tiplerdir.

 

Dindarlar bu algıyı paçavraya çevirip tarihin çöp sepetine attılar. Varlık içinde şımaran bazı mütrefler son zamanlarda bu ulvi anlamı boşa çıkaracak davranışlar sergileseler de Anadolu halkının bu zaferi küçümsenemez.

 

Kürtler de bir yandan kendilerini bu gayri insani algıya mahkum eden Kemalist elitin ve bu elitin baskısını bahane ederek onların sırtında kanlı bir iktidar devşiren PKK’nin terör ve şiddetinden bunalarak bu algıyı ve bu iktidarı bir kenara atacak şekilde sivil siyasete, normal yasal ekonomik faaliyetlere yöneldiler. Ülkede yeni kurulan siyasal partilerde (Gelecek Partisi gibi) boy gösterdiler ve bu kıskacı kırmaya azimli olduklarını gösterdiler. Görüldüğü kadarıyla benim teğmenimde olduğu gibi bazılarının kafa konforu bozuluyor.

 

Bütün bunları bir askerlik hatırası anlatmak için yazmadım. Dün Sayın Devlet Bahçeli “Davutoğlu’nun partisinde Güneydoğu’da siyaset yapan, meslek sahibi ve PKK ile ilintili 20-25 kadar kişi var. Asıl mesele bu” şeklinde bir açıklama yapınca ister istemez bunları düşündüm. Tabi kendisine Türkmen büyüğü denilen ve geldiği çevrenin yaşam tarzı itibariyle Kürtlerden ve dindarlardan bir farkı olmayan Anadolu’da büyüyüp yetişmiş Devlet Bahçeli bu algının etkisinde kalarak mı böyle konuştuğu onu bilemem. Ama ben “Davutoğlu’nun partisinde (Gelecek Partisi) kurucu bir Kürt” olarak işin “PKK ile ilintili” kısmıyla ilgilenmedim. Genelde bütün Kürtlerin, özelde benim PKK’nin kanlı mücadelesinden dolayı nasıl inim inim inlediğimizi herkes bilir. Benim kafam “siyaset yapmak, meslek sahibi olmak” kısmına takıldı.

 

Evet siyaset yapacağız, meslek sahibi olacağız. Böylece hem bizi şiddetle özdeşleştiren Kemalist elitlerin kafa konforunu bozacağız, hem de bize şiddeti tek seçenek olarak dayatmaya çalışanların uykularını kaçıracağız.

 

  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI