Mustafa Işık
  12-11-2019 15:47:00

Dünyanın hengâmesi

Akşamdı, martı denize vurgun

yağmur yitirmişti köhne tadını

sana görünmez tarafa yağmıştı

gök renginde zümrüt gerdanın

çingene ağzıyla göğü öpmüştü

 

senin de her bir ok atışın

on deveye bedelse ey güzel!

sen de kapılardan kovulurdun

nazla gelip gönle kurulurdun

 

diken diye ayıkladığın çalıyı

gül diye yakama sen takardın

 

ey, avuçta gül devşiren yâren

kısarak gözlerimi her akşam

güneşi gidişine şahit kılarken

cebimde yedi topraktan yel ile

lâl dilimi kızgınlığına adardın

 

leyla’sı hiç olmamış mecnûn’un

gözüme b/akmayışına alınırdım

güzelce susmak gelirdi içimden

çocukluğumu, diz boyu hevesle

şiire yakışan gözlerine salardın

 

ah, mağarayı hep örümcek örer

insan eskice çınar, yıkılıp kalırdı

her adam biraz haylaz çocuk hâli

sen ki, en çok gülünce güzeldin

 

ağyara peçesiz görünen!

yedi kıtaya salmıştın kara haberi

bir mehdi, bir olsun diye kıtaları

en eski yerinden düğümlerdi

 

birnarâ, geceye başka aksa da

ısırılan ayağa süremedim elimi

seni bırakırken bir başına, süveyla

zülfikâr mağaraya nasıl yeterdi?

 

Mustafa IŞIK

 

  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI