Fuat Yaşar ATAN
  Güncelleme: 10-08-2019 10:26:00   08-08-2019 17:02:00

Kayyumların Ardından

 

Göreve geliş şekillerinin meşruiyeti ile ilgili tartışmalara girmeksizin görevleri süresince icraatları bakımından kayyumlar görev yaptıkları yerlerin kent sosyolojisinde incelemeye değer izler bıraktılar. Bu izler ise kayyumların göreve getirilirken kendilerinden beklenen rollere bağlı olarak bir çok yerde benzerlikler gösterdi. Bu yazıda kayyumların icraatlarının arka planında bölgede yaşayan herkes tarafından görülebilen ancak pek de dile getirilmeyen bir takım konulara değilinecek bu konular Gürpınar özelinde ele alınacaktır.

 

 

Normal şartlar altında istisnai bir önlem olarak mevcut belediye başkanı yerine *geçici olarak* getirilmesi gereken kayyumların artık istisna ve geçici olmaktan çıkan uygulamaları bu müessesenin özel bir misyona sahip olduğunu zaten başından beri ortaya koyuyordu.  Üstelik atanmış olanların bir de seçilmişlerin görevlerinin başına getirilmesi, bu yapılırken de demokratik sistemlerde olması gereken siyasi ve bürokratik kontrol mekanizmalarının silikleşmesi hatta yok olması ile kayyumlar kendi bölgelerinde benzeri ancak *beylikler döneminde* görülebilen yerel süper güçler haline dönüştüler. Güçlerinin ve statülerinin sembolleri olan aşırı koruma tedbirleri, billboardlarda, yerel medyada, kayyumların resmi yayınlarında görülebilen yeknesaklık bu gücün herkes tarafından kabul edilmesine, belirli bir kesim tarafından ise çıkar gereği *benimsenmesine* neden oldu. 

Van-Gürpınar örneğinde ise sayın kayyumun Selçuklu mimarisine olan özel ilgisi telakki edildi.  Etnik kökeninden bağımsız olarak bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak değerlerinden *sadece biri* Selçuklu mimarisine olan ilgi kişisel bir ilgi olmaktan öteye çıkarak ihalesi, yapımı,esnafa ve vatandaşa  faydası ile zararı  çok tartışılabilecek  yeni inşa edilen dükkanlardan diğer projelerin tamamına ana tema oldu. Ancak burada herkesin gözünden kaçan iki önemli husus vardı. İlki yapılanların gerçekten Selçuklu mimarisi olup olmadığı idi. Sadece pencerelerin üst kısımlarını yuvarlak yapıp, mimariye bir iki arabesk öğe ekleyerek adına Selçuklu mimarisi demek açıkçası en başta Selçuklulara daha sonra da ilçede yaşayanlara haksızlık olmuştur. Merak edenler Gevaşta halen ayakta olan ve Selçuklu mimarisinin gerçek örnekleri olan İzzettin Şir camii (Hişet Mahallesinde), ve Seçuklu mezarlığındaki kümbeti ya da Ahlattaki türbeleri araştırıp Gürpınar'da insanlara Selçuklu mimarisi olarak *pazarlanan* binalarla mukayese edebilirler. Özetle Gürpınar halkına Selçuklu mimarisi diye sunulan şeyler Selçuklu mimarisi değildi. Bunun gerçekten Selçuklu mimarisi olması için tasarım öğelerinin ve ergonomisinin Selçuklu mimarisinin örnekleri ile uyum göstermesi, herşeyden önce Selçuklu mimarisindeki sadelikle uyumlu olması gerekiyordu. 

Unutulan ikinci husus ise, neden Selçuklu mimarisinin *cımbızla* seçildiği hususu idi. Bu durum başta tesadüfi gibi gözüküyordu. Daha sonra kentin mevcut ve yeni inşa edilen projelerinde kullanılan *Uluğ Bey, Ali Kuşçu* gibi isimlerin verilmesi dikkat çekti. Bunun yanında ilçe merkezine Van'dan gelirken bulunan ve HDP döneminde yapılmış tabelada sadece Kürtçe değil İngilizce *Hoşgeldiniz* ifadesinin kaldırılarak yerine uydurulan *şehr-i ab* ifadesinin gelmesi ise artık bu topraklarda Karamanoğlu Mehmet Bey'den  kalma *lisan-ı Türkiden gayrı lisan konuşulmaya* emrine tam uyumu ifade ediyordu. İronik olan Farsça'da "su şehri" anlamına gelen "şehr-i ab"  kelimesi Gürpınar'ın tarihindeki hiç bir isimle uyuşmuyordu. Gürpınar'ın tarih kitaplarında geçen tek bir eski adı vardı o ise "Havasor" idi. Bu kelime de Kürtçe karşılığı olmakla birlikte artık kimseye mal olmayacak kadar eski bir isimdir. Öte yandan kimsenin Havasor ismini kullanma derdi de olmamıştır. Gürpınar adı İsmet Paşa'nın vakti zamanında ilçeyi ziyaretinde sulardan etkilenmesi üzerine ilçeye verilen isimdir ve benimsenmiştir. Burada HDP de en az kayyumlar kadar hatalı bir adlandırma ile ilçeye Kürtçe olarak *Payizava* demiştir. Tarihte ve halk arasında da Gürpınar'ın böyle bir adı literatürde bulunmamaktadır. Belki de sorunumuz budur. Her gelenin ideolojik saiklerle ilçeye kendi kurgusal değerlerini dayatması çabasıdır. Daha vahimi herkesin bunu farz kabul etmesidir. Selçuklukarın resmi dilinin Farsça olduğundan haberi olmayan ve illa tek bir millete monte etmeye çalışan çarpık tarihi zihniyetlerin bu coğrafyanın zaman zaman kesintiye uğrasa da hep devam eden derin çok kültürlülüğünü anlaması mümkün değildir.

Öte yandan HDP'nin de kayyumların da işlediği diğer *günah* eğer uzaydan gelmedilerse bu coğrafyalarda yaşamış Kürtçe yazan tasavvuf şairleri (Melayé Ciziri, Ehmedé Xani vs.) gibi zatların isimleri yerine yine daha fazla politik karşılığı olan adlar kullanmalarıdır eğer Van Merkez'deki parka Feqiye Teyran ismi verilmesini  Ağrı'da da bazı yerlede Ehmed Xani adının kullanılmasını saymazsak. Coğrafyada fiili olarak HDP ile AKPARTİ arasında seçim yapmaya zorlanan insanların gerçekten kimlikleri ve değerlerini yansıtan değişikikler hep *butik düzeyde* kalmıştır. Mensupları kusura bakmasınlar bu iki partinin aday gösterdiği herkesin seçimi kazanacak olması artık demokratik olmaktan çıkmıştır. Öte yandan insanlar tabiri caizse dilleri için HDP'yi dinleri için AKPARTİ'yi belirli bir düzeyde destekliyor da olabilirler ancak  eğer yerel yönetimler söz konusu ise keşke bunun yerine Van Gölü'nün korunması, turizm, istihdam, kentin kalkınmasına dair *popülist söylem ve vaatler* yerine makul adımlar tartışılsa. Bu bugün için ütopiktir çünkü merkeziyetçilikten asla vaz geçmeyecek Türkiye siyaseti seçim barajı ve güç eksenli demokratik kurumları ile her zaman insanları ikilemde bırakmaya mahkumdur. Bu nedenle en güçlü olan ve adı dünden bugüne değişse de X ve Y partisi ne olursa olsun bu güç ekseninden nemalanmakta, savaşmakta ve birbirini besler şekilde düşman üreterek kutuplaştırmayı sağlamaktadır. Ne de olsa bir siyaset bilimcinin dediği gibi: *Politik hareketler tanrısız yapabilir ama şeytansız yapamaz*. Bu bölgede *sadece kullandıkları oy yüzünden* birbirini şeytan ya da hain ya da terörist ilan etmeye hazır siyasiler bunun sonuçlarının en hafifinin kent dokusunun bozulması olduğunu anlamalıdırlar. Gönül arzu ederdi ki Şehr-I ab veya payizava gibi hiç bir zaman karşılık bulmayacak sığ söylemlerle uğraşmak vakit kaybetmek yerine gençlerimize gelecek sağlamak ve üretime yönelik çaba sarfedilseydi ve kaynaklar ile birlikte zaman ısraf edilmeseydi. 

Gürpınar örneği de dahil olmak üzere kayyumları bir diğer benzer özelliği bazıları gerçekten estetik bakımından göz dolduruyor olsa da maliyetleri, yerindelikleri , öncelikleri ve fizibilitleri tartışmalı olan yatırımlarıdır. Karnı aç olan bir insana kaliteli bir saat vermek ne anlam ifade eder? Kamusal olan park, bahçe gibi yatırımların maliyetleri tartışmalı iken, yatırım değeri olan diğer yapıların fizibilitesi hakkında şifahi olarak dolaşan *bakkal hesapları* dışında herhangi bir fizibilite ile karşılaşılmamıştır. Bu durum aslında sadece Gürpınar merkezi için değil Norduzu, Hoşap'ı tüm Gürpınar için tahsis edilen kaynakların  heba edildiği izlenimini uyandırmaktadır.  Kayyumlar da yerlerine görev yaptıkları belediye başkanları  ve ondan önceki tüm meslektaşları gibi hesap verebilir olmalıdır.

Kayyum döneminde yapılmış olan yol, park ve düzenleme işinin daha kesin kabulü dahi yapılmadan Belediye imkanları ile kaldırılması ve yok edilmesi ile ilgili kaynak ısrafının vebali kimde?  Yanlış ise (kişisel görüşüm yanlış ve tamamen ilçeyi mahfeden bir uygulama idi)  neden yapıldı ve bunca kaynak heba edildi. Doğru ise ? neden kaldırılıyor ve bunca kaynak yine heba ediliyor.Bunun vebalini kim ödüyecek GÜRPINAR lımı?  07.08.2019

Fuat Yaşar ATAN

  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI