Bugun...

İşte yıllardır merak edilen Van Sözlüğü

55 sayfadan oluşup 3500 kelimenin bulunduğu Van Sözlüğü için tıklayın...

 Tarih: 12-12-2018 23:47:00  -   Güncelleme: 13-12-2018 08:41:00

İşte yıllardır merak edilen Van Sözlüğü

 

55 sayfadan oluşup 3500 kelimenin bulunduğu Van Sözlüğü Van;  Prof. Dr. Bedri Sarıca’nın; Van Merkez, Köy ve İlçelerinde yaptığı çalışmasının yayınlandığı,  Van İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne ait ‘Van Kültür ve Turizm Envanteri-III Halk Kültürü-1’ eserinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Bunu da Van Halkına duyurmak için Vanlı Nihat Hoca kendine ait sitesinde yayınladı.

 

Sözlük için yararlanılan kaynakların listesi ise metnin sonunda belirtilmiştir.

 

 A

 aba: 1. abla, büyük kız kardeş. 2. anne.

abe : ağabey.

abızambak: saçma sapan, gelişi güzel, ileri geri, boş söz.

abi: 1.ağabey. 2.baba.

abur: 1.haya, edep. 2.namus, şeref, haysiyet.

aburlu: hayalı, edepli.

abursuz: hayasız, edepsiz.

acarlan:1. gençler birbirine ilgi duymak. 2. insan, hayvan ve bitki kuvvetlenmek, gürbüzleşmek.

accık ver: nispet yapmak, imrendirmek.

acıbağlı: merhamete muhtaç.

acığ et: küsmek, darılmak

aci cehre: bahçe kenarlarında yetişen ve üzümden küçük siyah meyvesi olan bodur bir ağaç.

acor : ağacın dip filizi.

acorron: kuruyan ağaç yeniden yeşermek .

acur : buruşuk kabuklu üzeri ince çizgili boz renkli bir çeşit hıyar.

açma/aşma : çekirdeği çıkartılıp, kurutulmuş kayısı.

adamlıħlı: hatır gönül sayan, insaniyetli.

adamlık: hatır gönül sayan, insaniyetli.

adamsız: kimsesiz, geniş bir sülalesi olmayan.

adlım/addım: meşhur, ünlü.

affat : öfkeyle ağzına geleni söylemek, küfretmek, bağırıp çağırmak, paylamak.

aftafa : ibrik.

ağaş : ağaç

ağababa: büyükbaba.

ağağbet: iyi hayırlı son hatır gönül sayan, insaniyetli.

ağaran: süt, yoğurt, ayran vb. ürünler.

ağbaş: saçları beyaz, yaşlı.

ağbırçekli: saçı sakalı ağarmış insan.

ağız yasla/yassıla: Karşısındakinin sözünü alaylı olarak yinelemek, öykünmek.

ağna : hayvanlar toprakta yatıp yuvarlanmak.

ağpırçek: saçları ağarmış, ihtiyar

ağşiş : 1. üremi. 2.şeker hastalığı.

ağu/ağo : zehir.

ağula : zehirlemek.

ağur : hayvanların yem kabı.

ağuz/avuz : yeni doğurmuş bir hayvanın ilk sütünden yapılan bir çeşit yiyecek.

ağüzüm: beyaz renkte bir çeşit üzüm.

ağzı kara: kötü, kara haber vermekten hoşlanan kimse.

ağzı yavrulu: yavrusuna kusan kuşun gagasının her iki tarafında oluşan iz.

ağzı yomlu: ağzı uğurlu, sözü uğurlu kimse.

ağzını gevele: laf karıştırmak, sözü gevelemek.

ahbın : gübre, fışkı.

aħşam: akşam.

aħur : ahır.

aħur ħamı: 1.kış süresince ahırda kalıp, ayakları tutulan hayvan. 2. kışın besiye çekilmiş hayvan.

aħur havuzu: kışı ahırda geçiren hayvanların, içinde su içtikleri, taştan oyulmuş havuz.

aħur odası: kışın sıcaklığından faydalanarak oturmak için ahırın bir yanına set halinde yapılan yüksekçe ve sofa genişliğinde oda.

aħur seküsü: kışın sıcaklığından faydalanarak oturmak için ahırın bir yanına set halinde yapılan yüksekçe ve sofa genişliğinde oda.

aj : aç.

aķlını at: delirmek.

alabaydağ: rezil, rüsva.

alabele: açık kahverengi, elâ.

alaca : üzüme düşen ben.

alacık/alaçık : 1.üzeri dal veya hasırla örtülen çoban evi, tarla, bostan, bağ kulübesi, çardak. 2.çardak, basit barınak, kulübe.

alaçarpaħ/alaçarpağ: 1.iri taneli, lapa lapa yağan kar.

alaçarpaz: kekliğin göğsündeki kınalı tüyler.

alaf : hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot.

alagöz: küçük taneli, ekşice bir çeşit üzüm.

alal : kızarmak.

alan, alaň: açıklık, düzlük yer.

alanası: loğusa ve yeni doğmuş bebeklere musallat olarak onları boğduğu sanılan bir yaratık.

alasabbah: şafak vakti alaca karanlık.

alaşık: eğreti, geçici.

alav : alev.

alazığlı: ara bozucu, boşboğaz, geveze, ikiyüzlü, dönek.

alça/alsa : erik.

alıcı : 1.atmaca. 2. Şahin, kartal vb. yırtıcı kuş.

alıcı kuş: atmaca.

alıçeli beliçeli: açık al, doru ile al arası bir at donu.

alıngın: gururlu, çalımlı, kurumlu.

alış : tutuşmak, yanmaya başlamak.

alıştır: kışkırtmak.

alız : zayıf, cılız.

aliçehre: yuvarlak, küçük ve siyah renkli, üzüme benzer meyvesi olan ve dericilikte kullanılan bir ağaç.

alkanası/elknası: 1.loğusa ve yeni doğmuş bebeklere musallat olarak onları boğduğu sanılan ve samanlıkta dolaşarak atların yelesini ördüğü inanılan görüntü 2. loğusa kadınlara zarar verdiğine inanılan yaratık.

alma : elma.

almut: armut.

alo : 1.kara erik. 2.can eriği.

altın tas: tüyleri sarı ve mavi renkte olan bir çeşit kuş.

amanat: kilim, çul, çuval gibi yaygı ve ev eşyası.

amişk: ikinci defa biçilen yonca.

an : alın, baş.

anacık: anne.

analık: üvey anne.

ander/andir : 1. insan ve hayvanlara ilenç yerine, sahipsiz kal anlamında kullanılır. 2. pis, iğrenç, hantal, kötü, uğursuz, çirkin, miskin, tembel. 3. sahibi ölmüş, sahipsiz.

angır/ankır: eşek bağırmak, anırmak.

anın çatı: alın çatı, alnın ortası.

ankut/angut : ördekten daha iri, kiremit renkli bir çeşit kuş.

anlağlı: düşünceli.

anlağsız: düşüncesiz, kaba.

annı gaş: alın ve kaş.

antat: anlaşma, bir konuda mutabık kalmak.

anzaz ol: huysuz, hırçın olmak.

apağ : tertemiz.

apar : 1.götürmek. 2. çalmak, aşırmak, alıp kaçmak, habersiz götürmek, gizlice almak.

apart: götürmek, alıp götürmek.

arabaħ: toprak damın kenarı.

arabi bazar: gelişi güzel yapılan pazarlık, veya iş.

aradam: karasaban demirinin eklendiği ve üstüne geçtiği ağaç parçası.

arav (I): 1.çökertilen ayrandan geriye kalan su. 2.kirli, bulanık su  3.yemek artığı.

arav (II): sebep, yol, uğur.

arħ : arık, kanal

arıncık: küçük göl.

arıstağ/arıstak/asısdah: damın iç tarafı, tavan.

aro : arı.

artda: ayıklamak.

artı : sarımsaklı yoğurt.

artım : çoğalma, bereket.

artımlı: bereketli.

artma : tatlı çay.

arzuman: istek, şiddetli istek.

askırıħ: aksırık.

aslik elma: kışlık bir elma cinsi.

asma üzümü: kışın yenmek üzere hevenk şeklinde asılıp saklanan büyük taneli ve kalın kabuklu bir

çeşit üzüm.

asta/asda: yavaş.

asuda: yağ ve una pekmez veya şeker karıştırılarak yapılan bir çeşit tatlı, helva.

aş : çorba.

aş : açmak

aşam : harman yerinin açılıp saçılmış sapları.

aşan et-: harman yerinde sap ve başakları devretmek, samanı altüst etmek.

aşħane: lokanta.

aşıħlama: saz şairlerinin, aşıkların sazları refakatinde söyledikleri türkü.

aşkere: açıkça.

aşoħ/aşsıh/aşuh : âşık, saz şairi, ozan.

aşüħ: aşık kemiği.

ataş : ateş.

ataş–alav: yaramaz çocuklar için söylenir.

ateş at: yarışmak.

atmaca: koyu kahverengi renkte olan güvercin.

attırğa: at gibi haşarı, yaramaz.

av : parçalamak, çok küçük parçalara ayırmak.

av ġuş et: avlanmak.

aval tabal: hastalıktan kıvranma, hastalığın en ağır durumu.

avanet, avenet: kaygana.

avara : işe yaramaz, verimsiz, kötü, bozuk, iyi olmayan her şey.

avcu kavun al: gaibe hükmetmek.

avdas: aptes.

avduħ: ayran.

avlaħ : av yeri, avı çok olan yer.

avlanıp kuşlan-: ava çıkmak, av yapmak.

avlu : kapı önü.

avrat : 1.evli kadın.  2.kadın, avrat., eş zevce, karı.

avsunla: hastaları iyileştirmek için okuyup üflemek, bir takım göreneksel işlemler yapmak.

avtafa: abdest ibriği.

avut : avurt, yüz.

ayaħ : ayak

ayaķça: merdiven basamağı.

ayaķçala: merdiven.

ayıħ/ayık: ayılmış, uyanık, aklı başında.

ayın bayın ol-: şaşırmak, şakına dönmek, şakına dönmek, tuhaflaşmak.

ayın uyun: hile, entrika, desise, oyun.

ayo : ayı.

ayle : aile.

aynun boynuz: olur olmaz.

ayrılıħ: ayrılık

ayvan: mısır, fındık vb. kurutmaya mahsus zeminden yüksek yer.

azdamşan: az konuşan.

azdır : kaybetmek.

aznaş: bela olmak, bela sürmek

aznaşıħ: şımarık, belalı, bela.

 

B

 bab: uygun, eş, denk, akran

baba : 1.cüzam. 2. büyük ve onulmaz çıban,veba, hastalık  3.koyun, keçi vb. hayvanların tırnak aralarında çıkan yara.

babambaşı/babanbaşı: devedikeni.

babo : baba.

baci/baco : 1.kız kardeş. 2.abla, bacı.

bad/bat: tandır etrafına sıvanan çamur sıva.

badbad: yaprakları yaraları deşmekte kullanılan bir çeşit zehirli ot.

badya: büyük bakır kap, çorba tası, ağzı dar, dibi geniş yağ kabı, yemek kabı, büyük bakır tencere.

bağ : deste, demet, tutam, ekin ve ot destesinin bağlanmış şekli.

bağa yaprağı: su kenarlarında biten ve geniş yaprakları iltihaplı yaralara kullanılan bir bitki.

bağırdak/bağırdah: çocuğun düşmemesi için beşiğe veya salıncağa bağlanan enli kuşak.

bağvancı: 1.bağlara bakan kimse, bağ bekçisi 2.bahçıvan.

baħ– : bakmak.

baħça: bahçe

bahdavarlı: bahtiyar, mutlu, talihli.

baħış : bakış

baħtavar/bahdavar: talihli, kısmeti bol.

baķıl : terbiyeli.

bala : 1. küçük. 2. çocuk, bebek, evlat.

balalı : gebe hayvan, yavrusu olan hayvan.

baldırcan: patlıcan.

balıħudan: 1.balıkçıl kuş. 2. martı.

bang : ezan.

bangla/banla/banna: 1.horoz ötmek. 2.ağlamak. (banna-)

bap : uygun, eş, denk, akran.

bar (I: ) meyve: bu ağacin barini yememmişem.

bar (II): pas, oksitlenme; sürahi, çaydanlık ve bardakta meydana gelen tortu, kireç.

barabar/barambar/baranbar: birlikte.

bardağ/bardak: toprak testi, küçük testi.

bardan: büyük çuval.

barħana (I): karın, mide.

barħana(II): ev eşyası.

barħana (III): grup, takım, kafile, kalabalık, göç, küçük kervan, aile fertleri.

barmaħ: parmak.

barsız: meyvesiz, ürünsüz.

barzon: bezden yapılmış süt süzgeci.

basalya: kına gecesi kız evine gidilip kızın eline kına yakılması.

baştanlık: sahur vakti.

basma: gübre, tezek.

basmalıh: gübre, tezek.

bastıħ: pestil.

baş koş-: 1.alaka göstermek, uğraşmak, münakaşa etmek, iddia etmek, rekabet etmek. 2.ön ayak olmak.

baş ķuş: kendi damından başkasına konmayan, bir yaşını geçmiş güvercin.

baş yoldaşi: karı kocadan her biri.

başa düş-: sezmek, farkına varmak, anlamak.

başara parmaķ: işaret parmağı.

başbağı: düğünlerde gelinlere elbise giydirilirken ve başları bağlanırken yenge hanımın çalgıcılara verdiği bahşiş.

başını bağla-: evlenme vaadi ile aldatıp uzun bir zaman bekletmek.

başlı : tepeleme dolu, ağız ağza dolu.

başlıħ (I): iyi yanması için tandırda küme yapılan tezek.

başlıħ/başlık (II): evlenecek erkeğin kız tarafına verdiği para.

Başmağ/başmak: ayakkabı.

başparaħ: yönetici, başkan, sözü dinlenen, kendisine hürmet edilen kimse.

bat: tandırı yakmaya hazırlamak.

bavani: toprak su kabı.

Bayağı/bayağ: az önce.

bayargi: yabancı.

bazarrıħ: pazarlık.

be ne: ya ne:

bëçara: zavallı, çaresiz.

bedro: su kovası.

bedva: beddua, ilenç.

bëkeyf: hasta.

bel : bahçeyi kazmaya yarayan bir çeşit kürek.

bel ver: 1.desteklemek, yardım etmek.  2. yardım etmeye söz vermek.

belanġaz: zavallı, biçare.

belbağı: kuşak, kemer, uçkur.

bélden yén-: döl olmak.

bële : böyle.

bele- : çocuğu kundaklamak, sarmak, beşiğe bağlayarak yatırmak.

belek : alacalı, karışık renkli.

beleke: yarıyarıya çavdarla karışık buğday.

béleliknen: böylelikle.

belen-,bélen-: bulaşmak, bulanmak, serpilmek.

belet : kılavuz, yol gösteren kimse; bilen, tanıyan, vakıf.

belik, bélik: bölük, parça, kısım.

bëmurat: kaderi kötü.

bëneva: zavallı.

benevşe: menekşe.

benge: iki tarla arasındaki set, hudut.

benice: yemeği de yapılan bir ot türü.

bere : davar sağılan yer, ağıl.

bëredayi: boş gezen.

bërekāna: Allah razı olsun anlamındadır.

bërġon: 1.bahçe duvarı. 2. iki üzüm bağının arasında kalan kısım, üzüm bağının kenarları.

beri : davarın sağılma zamanı.

berk : sıkı sert.

berkit-: bir şeyi sıkı bağlamak.

beş : keçi, koyun ve sığır gibi hayvanların alınlarındaki beyazlık veya bir lekeye sahip olan hayvan.

beşdana: herkes tarafından tanınan, bilinen kimse.

beşik kertme: kız ve erkek çocukların beşikte iken nişanlama.

béşkardaş: beşi bir arada bulunan Terazi yıldızı.

bey : aşık oyununda kemiğin üst kısmının gelmesi.

beyağten: demin, az önce, şimdi.

beyar : iki, üç sene ekilmemiş tarla.

beyġoz: iyi uçmayan, takla atamayan kötü kuş.

bezek: süs, ziynet.

bezik : pazik, pancar yaprağı.

bezirħana: bulgurun ve buğdayın üst kabuklarının ayrılması için içinde dövüldükleri, hayvanla çekilen büyük taş dibek.

bıcı bıcı: hayvanları çağırma ünlemi.

bıdık : benek, nokta.

bıdıķ : gonca, tomurcuk.

bıdıldan-: kendi kendine konuşmak, mırıldanmak, homurdanmak, söylenmek, fısıldamak.

bıyıħ/bığ: bıyık.

bığıri : baca.

bıkılda-: yavaş yavaş kaynamak.

bıldır/bildir: geçen sene.

bır : sopayla oynana bir çocuk oyunu.

bırçek: saç teli, kakül, zülüf.

bırdobelek: Karışık renkteki güvercin.

bıtdıħ : kadınların cinsiyet organı.

bıyy : şaşma, korku, pişmanlık, beğenmeme, öfke, acıma bildirir.

bızik : kafanın arkasındaki çıkıntı.

bi : bir.

bi ķırtik: birazcık, çok az.

bibi : hala.

bicek : Hıdırellez günü oynanan “mani ile yüzük çekme” oyunu.

biçağ : bıçak.

biçenek: çayır, otlak.

bidi (I): abla.

bidik (II): köşe, bucak, uç, açı.

bikere: artık, bu defa, bundan sonra.

bikeremez: artık, bu defa, bundan sonra.

bikes : kimsesiz.

bile : beraber.

bilev : bileği taşı.

billuç : parmak atma.

bir baş git-: damdan havalanan kuşun arkasına bakmadan veya etrafta tur atmadan düz uçmasıdır.

bire : pire.

biredi : toptan.

biremedi: 1.bir düzüye, bir sıraya, aralıksız. 2. toptan.

birötek: çok bilen.

bişbudak: dişbudak.

bit göz: uykulu.

bitik : 1.defter. 2. muska.

bitto : kadının cinsiyet organı.

biz : sivri.

bizav/buzav : buzağı.

bizden yeğinler/bizden yeginner: cinler, periler.

bocik bur: küsmek.

boğa yaprağı: su kenarlarında biten ve geniş yaprakları iltihaplı yaraların tedavisinde kullanılan bir bitki.

boğabaş: lastik ayakkabı.

boğaz/boğoz: gebe inek, manda, gebe hayvan.

boğaz açmak: bitki diplerindeki toprağı gevşetmek.

boğazlı: iştahlı.

bolamadi: ara vermeden.

bonci : köpek, fino köpeği.

boncilos et-, boncilos ét-,: baş eğmek.

bonturuħ: boyunduruk.

bor : ateşten, mide bozukluğundan ağızda, dil ve dişlerde hasıl olan acılık, sarı tortu, pas.

boran : şiddetli kar, fırtına, kasırga.

borani: bulgur veya pirinçle pişirilen sebze üzerine yoğurt dökülerek yapılan yemek.

borşevik: uzun, dize kadar inen üstü devrik yün çorap.

bosdancan: birdirbir oyununa benzeyen bir oyun.

bostanmevesi: salatalık.

bot : kuyruksuz, kuyruğu kısa kuş.

botdo: kuyruksuz, kuyruğu kısa kuş.

boynu dönme: güvercinin vitaminsizlikten dolayı boynunun aşağı doğru bükülmesidir.

boynuburuk: yetimlikten dolayı üzgün.

boyu boyan: ölmek.

boyu boyarħı olmak: ölmek.

boyun olmak: kefil olmak.

boyun vermek: 1.kefil olmak. 2. yardım yapmaya söz vermek.

bögürmek: bağırmak.

böğek: suyun önüne çekilen set, bent.

bök, böke: aşık kemiğinin yumru tarafı.

börk : evlerin zayıf döşemelerinin altına çakılan direklerin

başına konulan ağaç, kiriş.

börtme: suda pişmiş yumurta, soğan ve maydanoz karışımı bir yemek.

börüldemek: hayvan bağırmak, melemek, acı acı ses çıkarmak.

böyük : büyük.

bu döne: bu kere, bu sefer.

bu kesime: bu durumda, bu şekilde.

bucak: köy evlerinde, ocağın her iki tarafındaki oturulacak

yerler, ocak yanı.

buçķı/bışgı/bışğı: testere.

buğ : buhar, buğu.

buħav/buhağ: gerdan, çene altıdan boyuna doğru dökülen etli kısım.  

buħav: kilit.

buħavlamak : bukağılamak, bağlamak

bulağ/bulak/bulah : çeşme, bulak, pınar.

bulama: 1.doğum yapmış koyunun ilk sütü. 2.yeni doğurmuş hayvanlarda ilk günlerde sağılan sütten kaynatılıp üzerine kara çörek otu dökülerek yapılan yemek

bulġur aşi: mahalli bir yemek.

bunnar: bunlar

bupbi/bupbu/pipo/pupu: İbibik kuşu, tarak kuşu.

burçin: dişi geyik.

buri : sürgün, bağırsak bozukluğu.

burnu ķof: burnu büyük.

Busmak : gizlenerek bir konuşmayı dinlemek.

buyumak : donmak, üşümek.

Bülmek : bilmek.

bürgün: öbürgün.

büve : (çocuk dilinde) su.

 

C

caba: davetiye.

cacıķ : ayrandan yapılan çökelek.

cacim: yatak örtüsü.

cad : darı ekmeği.

cadıbitik: düşmanlık muskası.

cahal: 1.cahil. 2.genç, tecrübesiz.

camuş: manda.

cancōr/cancır: yoncaya zarar veren bir çeşit tırtıl.

candırma: jandarma.

cansız at: bisiklet.

carcar: harmanda kullanılan bir alet, döven.

cazu : cadı.

cëbegirmez: büyükce bir elma cinsi.

cëcim: 1.kıldan yapılmış battaniye. 2. yünden dokunmuş nakışlı çul ve çuval. 3.yünden yapılmış yatak yorgan gibi eşyaları koruyanörtü.

cëgen: bir tür su sazı.

cehre : çıkrık.

celep celep: dizi dizi.

celmih/cemik: ikiz.

cendek: insan veya hayvan ölüsü, leş.

cendek ķuşu: martı.

cert : eşkıya, yankesici.

certbaşi: eşkıya başı.

cevüz: ceviz.

ceyran : 1.geyik. 2.karaca.

cıd- : 1.ayaklarından tutup ikiye ayırmak. 2.didiklemek, parçalamak.

cıdık : kāğıt kenarı süsü.

cıdık et-: didiklemek, parçalamak.

cığcığa: kuru gürültücü, geveze.

cılaz : gelişmemiş hububat.

cılbağa: yaramaz, huysuz çocuk.

cılbır : 1.yumurta ile mercimekten yapılan bir yemek. 2. yoğurtlu yumurta. 3. et, soğan, domates

ve et suyu ile yapılan sulu yemek.

cılız : aç gözlü.

cıllıķ : çok ıslak

cılpaħ: çıplak.

cınaķ : lades kemiği.

cıncık: iki parmak ucuyla alınan miktar, tutam.

cındır/cıngır : 1.bez parçası. [A.Ö.-Van] 2.eskimiş, yıpranmış, paçavra.

cınġırtma: çörek içi.

cırmak : yırtmak, yırtıp parçalamak.

cırbıt : çapak.

cırığ : .yırtık.

cırıldamak : gıcırdamak.

cırmaklamak: tırmalamak.

cırmalamak : tırmalamak.

cırnak çekmek: lades tutuşmak.

cırt : kümes hayvanı veya kuş dışkısı.

cırtmak : yırtmak, yırtıp parçalamak.

cırtdamak: karpuz ve kavun çekirdeğini dişler arasına alarak yemek.

cırtığ : yırtık.

cırtlamak: gübrelemek.

cızdan: para çantası.

cızġı : çizgi.

cızlıħ : koyun kuyruğunun eritilmesiyle oluşan bir yemek.

cicim ayı: balayı. [

ciğer : yakın akraba.

cike : aşık kemiğinin çukur tarafı.

cil : topraktan yeni çıkan bitki, ekin.

cillemek : çimlenmek, yeşermek.

cillek/çilek: açgözlü, obur. (

cillot : 1.zayıf, sıska. 2.çıplak

cinçırasi: az yanan ışık.

cindar: sihirbaz

cingene: çingene.

cinnemek: öfkelenmek, kızmak

cinnenmek: öfkelenmek.

cirint/cilint: cirit.

coban: daha çok ot bağlamaya yarayan kendirden yapılmış ip, halat.

  Editör: vandahaber
Etiketler
  Kaynak: Vanlı Nihat hoca

  YORUMLAR YORUM YAP | 1 Yorum
  • yetkin önem / 18-02-2019 21:24:00

    Van yöresel sözlüğünüzü görünce mutlu oldum. Ancak "C" harfinden sonrası yok. Hoş değil.

  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER KÜLTÜR-SANAT Haberleri
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
  HAVA DURUMU
  HABER ARŞİVİ
  ANKET Tüm Anketler
Van'da hangi partinin adayına oy vermeyi düşünüyorsunu?
  NAMAZ VAKİTLERİ
Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe
nöbetçi eczaneler
  HABER ARA
YUKARI YUKARI