Bugun...

"Bir manevi atmosferdir: Ramazan"

 Tarih: 04-06-2018 02:20:00
Prof. Dr. Şakir Gözütok

                         - İnsanın, kendisine değer katan insanî kıymetlere kavuşması manevi hasletlerle münasebetiyledir. Mavera ile tanışma, ibadetlerin şekliyle birlikte özünü yaşamakla olur; zira “şekil” disipline eder, “öz” ise insana mahiyet kazandırır. Manevî âlemin, yalnızca kalbe açılan bir kapısı vardır. İbadetlerin asıl gayesi bu perdeyi aralamaktır, zira bütün kalplerde bir perde vardır. (Bakara, 2/88; Nisa, 4/155).

 

İyi bilinmeli ki İslam, bazılarının kafa konforunu tatmin eden bir ideoloji değildir. İman, akıl desteğiyle benimsenir ve kalp ile tasdik edilir. İman bir tasdik olmakla birlikte, bir tatmin işidir; imanın ikrar bulduğu yer kalptir. Bir şey nereyi mekân kılmışsa, ayrılığı da, hastalığı da, ölümü de orada olur. Bu yüzden iman ile ilgili hastalıklar kalpte zuhur eder (Ahzab, 33/32), bir mahzendeymiş gibi kilitlenip kalır (Muhammed, 47/24) ve imanın ölümü de orada olur.

 

“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin” (Âl-i İmrân 3/200) ilâhî emri, sabrın müminin alameti farikası olduğunu, öncelikle yaşanmasını ve uygulanmasını ifade etmektedir. İslam’da sabrı öğreten en belirgin ibadet oruçtur. Çünkü oruç sabrı öğretmekle birlikte empati yeteneğini de geliştirir ve bu şekilde kişinin duygularını yönetmesini de gerçekleştirir. Bu sebeple Resulullah (s.a.v.): “Oruç, sabrın yarısıdır” (Tirmizî, Da’avat, 92; İbn Mâce, Siyam, 44) buyurmuştur. Bir başka hadiste ise Resulullah (s.a.v.): “Sabır imanın yarısıdır” (Buhari, Savm, 8; Ebu Davud, Siyam, 25) buyurur. Dolayısıyla sabreden kişi, dini anlayışının önemli bir kısmını inşa etmiş demektir; oruç ise buna en büyük katkıyı sağlayan ibadettir.

 

Oruç sebebiyle kişi, yapılması arzu edilmeyen pek çok hareketi bilinçli bir şekilde tutuklayarak onları engellemek suretiyle nefsini eğitmeye çalışır. Nitekim hadiste, "Oruçluyken kötü söz ve fiilleri bırakmayanın, yeme ve içmeyi bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur" (Buhari, Savm, 8; Ebu Davud, Siyam, 25) buyurularak, oruçlu kimsenin nefsini ve arzularını kontrol etmesi istenir.

 

Abdullah İbni Mes'ud (r.a.) şöyle rivayet etmektedir: Resulullah (s.a.v.) ile beraber bulunduğumuz bir sırada şöyle buyurdu: “Kimin evlenmek külfetine gücü yeterse, evlensin. Zirâ evlilik, gözü (haramdan) men eder; iffeti de korur. Gücü yetmeyen kimse ise, oruç tutsun; zirâ oruç, oruç tutanı(n kötülük yapmasını) engeller.” (Buharî, Savm, 10; Müslim, Nikâh, 1) Oruç ve diğer ibadetleri yerine getirmek demek, bilinçli bir tercihle her an kendini kontrol altında tutmak demektir.

 

Resulullah’ın (s.a.v.) “Oruçlu iken biri ona sataşırsa, ben oruçluyum desin” (Buharî, Savm, 3; Müslim, Siyam, 29) hadisi, psikolojideki ifadesiyle bilinçli bir şekilde “tutuklamaya” işaret etmektedir. Kişi, tahrik karşısında bulunduğu halde yapmak istediği davranışı bilerek engellemektedir. Bu sebeple Resulullah (s.a.v.): “Oruç kalkandır” (Buharî, Savm, 3; Müslim, Siyam, 29) buyurmuştur. Bir zırhın ve kalkanın kişiyi düşmanca saldırılardan koruduğu gibi, oruç ibadeti de insanı olumsuz tavır ve davranışlardan alıkoyması beklenir. Elbette bu da bilinçli ve farkında olarak duygu ve dürtülerini kontrol altında tutmakla mümkün olabilmektedir. Resulullah’ın da buyurduğu gibi: “Zirâ oruç, oruç tutanı(n kötülük yapmasını) engeller.” (Buharî, Savm, 10, Nikâh, 2,3; Müslim, Nikâh, 1).

 

İbadetlerin asıl gayesi insanı eğitmektir, bu gaye gerçekleştirilmediğinde, ibadet bir şekil ve bir gösterişten ibaret kalır. Hz. Ömer bunu çok çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir: “Bir kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın; dileyen namaz kılsın, dileyen oruç tutsun. Lakin emanete sahip olmayanın dini yoktur.” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübra, Vedi’a, 1 (H. No: 12694). İbadetlerin bir başka gayesi de, kişiyi ve toplumu sağlıklı ve uyumlu bir hale getirmektir. Bir hadisinde Resulullah (s.a.v.), toplum düzeninin sağlanmasının ibadetten daha önemli olduğunu şöyle vurgulamıştır: “Size oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha üstün olan şeyi haber vereyim mi?” diye sorduğunda, oradakiler: “Evet” dediler. Resulullah (s.a.v.) şu açıklamayı getirir: “İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü onların arasındaki bozukluk (dini) kazır.” (Ebu Davud, Edeb, 58) Tirmizî’deki rivayette şu ziyade vardır: “Ben saçı kazır demiyorum, dini kazır” şeklinde vurguludur. (Tirmizî, Kıyamet, 57).

 

 

Çağdaş düşünürlerden bir olan Hasan Hanefî ibadetlerin nihai gayelerini şöyle özetler: “Kelime-i Şahadet, çağın sorunlarına duyarlılık demektir; Namaz, zamanı hissetmektir; Oruç, fakir ve muhtaç olan “öteki”nin farkında olmak; Zekât, mal konusunda insanlarla ortak olmak; Hac, müminler arası senelik istişare toplantısı yapmak demektir.”

 

O halde içinde bulunduğumuz ve birçok ibadeti bir arada yerine getirdiğimiz Ramazan ayını hakkı ile eda etmenin yoluna bakmamız lazım. Ancak bu şekilde orucun da diğer ibadetlerin de ruhunu yakalar, ruhlarımızı tazeleriz ve diğer insanlarla bir olmanın tadına varırız.

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI