Bugun...

Divan Şiiri de Bizi Seviyor mu?

 Tarih: 03-07-2018 07:53:00
Mustafa Işık

Divan şiirini okumaya başlamaya için, onu sevmekle başlamalıyız işe. Aramızdaki buzları eritmeliyiz, küskünlüğümüzü bir taraf bırakmalıyız. Çünkü bilmediğimizin düşmanıdır insanoğlu. Eğer daha çok şey öğrenirsek bilmediklerimiz hakkında, onlara karşı olan tutkumuz da o derece artacaktır.

 

Geçmişle aramızdaki o ağır kapı yavaş yavaş açıldığında arkasında ne müthiş zenginlikte bir hazinenin olduğunu görebileceğiz. Yeter ki, üstüm başım toza toprağa batmasın bahanesini bir tarafa bırakıp o kapıyı açmaya gayret edelim.

 

Şiir ki, ilk edebi icraatıdır insanoğlunun. Tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir şiirin. İster Sümerlere uzatın ipin ucunu isterseniz de Homeros’un sazına-sözüne kulak verin. Yine de kaynağına inemeyeceksiniz. Ağzımıza giren ilk süt damlasına eşlik eden tatlı bir sade söz yumağı kulağımızın aşina olduğu o muhteşem ninnilerdir ilk içtiğimiz şiirler. Her zaman ve mekânda olan en büyük gerçeklik şu ki, şiiri hayatın vazgeçilmez parçasıdır.

 

Şiirimizin dil, konu, söyleyiş tarzı itibariyle şüphesiz en zengin damarı Divan şiiridir. Divan şiiri varlığını uzun süre devam ettirir. 11. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar çok sayıda şair yetiştiren Divan şiiri Osmanlı coğrafyası dışında birçok mekânı ve kişiye de etkisiyle büyülemiştir. Ama zamanla Batı’ya yönelişimizle birlikte yerini başka şiir anlayışlarına bırakır. Ama etkisini hiçbir zaman kaybolmaz. En modern tarzda yazan bir şair bile bu zengin gelenekten beslenmek zorunda hisseder kendini. Bunun sonucu olarak da bugün eğer bir Türk Şiirinden bahsediyorsak Divan Şiiri de tıpkı Halk ve Tekke şiiri gibi bu şiiri besleyen en önemli kaynaktır.

 

Bu gerçeklikten hareketle Divan edebiyatı, Halk edebiyatı ve günümüz edebiyatı arasında şekil ve muhteva yönünden farklılıklar olsa da aynı özden, aşktan beslenmişlerdir. Çünkü biliyoruz ki, edebiyat-sanat-şiir bir milletin dilindeki terennümün nazeninliğidir. Şairler de her şeyden önce birer insandır ve tüm insanlığı ilgilendiren acılar, sevinçler onların da yüreğini en güçlü haliyle zaten kavurmuşlardır.

 

Arap ve Fars edebiyatlarının tesirinde gelişen bu edebiyatın ilk ürünlerinin daha Orta Asya’da iken verildiğini (Kutadgu Bilig, Atabet’ül Hakayık) biliyoruz. Onun devamı olarak Türkler Anadolu’ya göçtüklerinde, yeni bir edebiyat oluşturmuşlardır. Elbette bu edebiyatın temelinde İslam kültürü vardır. Ancak tamamen dini konuları işleyen divan şiirlerinin yanı sıra dindışı konularda da şiirler yazılmıştır

 

Türk edebiyatı rengârenk çiçekli bir bahçedir ve bu bahçenin de en has çiçeği Divan şiiridir. Bu şiir, İslam dinini kabul etmeye başladığımız süreçle beraber sosyal, kültürel, bilimsel .. alanlardaki değişime bağlı olarak oraya çıkmış ve gelişmiştir. Ne var ki Divan şiiri kendine has kural ve kaideler ekseninde gelişmiştir ve bu gelişim eksenine öncellikle aşkı almıştır. Divan edebiyatında şiire, düzyazıdan daha çok önem verilmiştir.

Ancak bu, divan edebiyatında nesir olmadığı anlamına gelmemelidir. Şiirlerde gerek ilahi aşkı gerekse beşeri aşkı andıran platonik aşk beyitlerin esasını oluşturur. Kuranın ayetleri ve hadisler başta olmak üzere, dini ilimler, İslam tarihi, peygamber kıssaları, mucizeler, kerametler, milli- manevi kültür öğeleri vb. bu edebiyata kaynaklık ederler.

 

Divan şairleri ortak bir dil-üslup ve kelime hazinesi ekseninde eser meydana getirmektedirler. Dolayısıyla dünya görüşleri noktasında da bir farklılık göze çarpılmaz. Dünyayı geçici bir âlemdir, olgusunu dönemin şairlerinin tümüne mal etmek yanlış bir geneleme olmaz. Olmazsa olma bir diğer konu da elbette aşktır ki aşk, onulmaz bir derttir Divan şiirinin satırlarında ve Divan şairlerinin sinesinde.  Ama şair, bundan şikâyetçi değildir. Aşkın muhatabı olan sevgili ise ay yüzlü, boyu selvi, saçları sümbül, yanakları lâle yahut gül, gözleri nergis, kaşları yay, kirpikleri ok, dişleri inci, çene çukuru kuyu, beli kıldan ince, dudağı, ölmezlik suyu, ayağının tozu, sürme olarak vasıflandırılır. İlkbahar yani gül mevsimi, sevgili ile birlikte olma ve şarap içme zamanıdır. Sevgili, âşığa hep eziyet eder. Şairse hep acı çeker.

 

Şair her daim âşıktır, burada ama sevilen vefasızdır, cefakârdır. Üstüne üstlük bir de rakibi vardır aşığın. Aşkın ilacı yoktur ama âşık mutludur yarasından. Sevilen ay parçasıdır, güneştir. Selvi boyludur o, saçları sümbüldür biraz,  biraz misk kokar.  Kırmızı güldür o yanaklar bazen de laledir. Ah, gözler yok mu nasıl da nergis gibi baygın bakar. Yaydır kaşları, kirpikleri peykan uçlu oktur. Bakışlara ne demeli peki her biri bir kılıç yarası veya zehir damıtan hançer. Dudaklar mücevher kutusu açmaya parmakların kıyamayacağı, biraz gonca biraz mim. Dişler, o kutudaki paha biçilmez inciler, mercanlar.. Nazlıdır, edalıdır, yürüyüşünde nice seviler kamet durur. Ama ne edeceksin vefasızı.. Hep vaat eder ama nedense hiç sözünde durmaz.

 

Gecen zamana rağmen, vefasızlığımızı da göz ardı etmeyerek iade-i itibar babında o saygınlı korumaya çalışmalıyız. Yeni nesli bu zenginlikle zenginleştirmek için gayret sarf etmekten geri kalmamalıyız.

 

Mustafa IŞIK

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI