Bugun...

Sahipsiz Hayvanların Hayatımızdaki Yeri ve Yılki Atları

 Tarih: 21-03-2018 07:20:00
Doç. Dr. Lokman Aslan

 

Yabani hayvanların doğal yaşama ve ekolojik dengeye katkıları son yarım asırda daha iyi anlaşılmaktadır.  

Bu hayvanların yaşama hakları ulusalar arası sözleşmeler, ulusal kanun ve yönetmenlikler ile korunmaya çalışıldığı,  Ayrıca bu hayvanların yaşam hakkını insanların nasıl ihlal ettiğini yaban hayvanları için yaratılıştan günümüze tehlikelerin ne olduğunu bahsedilmiştik Yerleşim alanlarında yaşamak zoruna kalan sahipsiz hayvanlarla yaşamanın hem halk hem de hayvanlar tarafından bakarak değerlendirmeye devam edelim. 

 

Bir zamanlar ata sahip olanlar gücü ele geçirdikleri için istedikleri yere daha kısa zamanda ulaşmaları ve ordularında at olduğunda karşı tarafa üstünlük sağladıklarından çok uzak yerleri istila ederek diğer milletler üzerinde hâkimiyet sağlamışlardır.

 

Bu güçleri sayesinde hiçbir kural tanımadan birçok medeniyeti yok ettiler.

Anadolu’da bu yağma ve istiladan nasibini aldı.

Günümüzde de çok fazla bir şey değişmedi gücü elinde bulunduran sözünü dinletiyor.

Ölen kahramanlar atları ile gömülürdü çünkü onlar için atsız bir hayat yokluk demekti.

Gittiği yerde atını da görmek istiyordu.

 Dünyadan sadece atını götürse yetecekti ona. 

Savaşta günümüzün tankı yerinde olan atlar kimin elinde olursa onun sözü geçmeye başladı

Tarımsal alanda günümüzün traktörü oldu atlar.

Bazen tarla sürdü bazen dolap döndürerek su çıkardı.

Ulaşımda otomobil ve taksi

Taşımada kamyon oldu

Her ağanın ve beyin atı vardı

Yiğit atı ile anılırdı.

At avrat silah kutsaldı.

Günümüzde sadece yarışlarda ve parklarda yaşama imkânı bulur oldu o yiğit atlar.

 

İnsan atlara olan ihtiyacını artık motorlarla karşılıyordu gerek yoktu onları beslemeye çünkü onun yapacağı işleri yapacak ve gerektiğinde kullanacağı birçok alet ve makine icat etmişti. Artık atların zamanı geçmiş tarihte bir fasıl olarak kalmıştı kahramanlıkları.

 

Doğa ile bağı kısmen koparılan ve doğal ortamda yaşama yetisini kaybeden, yerleşim yerlerinin içinde ve civarında yaşam mücadelesi veren hayvanlara sahipsiz hayvan veya sokak hayvanı denmektedir.

 

Bu hayvanların yaratılışlarına uygun davranışları gerçekleştirmek için uygun ortamlara sahip olmamaları, düzenli ve yeterli beslenememeleri, sağlık sorunları, kötü muamele ve itlaf gibi sorunlara maruz kalmaktadırlar.

 

Kedi ve köpekler haricindeki hayvanlar (sığır.at, eşek koyun gibi) insana ihtiyaç duymadan tabiatta hayatlarını sürdürebilirler. Beslenmeleri için insana ve insan atıklarına ihtiyaçları yoktur. Bu gibi hayvanların biyolojik düşmanlarına karşı güvende olacakları bir alan bulmaları yaşamlarını devam ettirmeleri için yeterlidir.

 

Anadolu’da bir gelenektir atlar yaz dönemi bağ bahçe ve harman işleri bitince köylü masraftan kısmak için atları doğaya bırakır.

 

Bu atlara da yılkı denir.

Yılkıya bırakılan atlar kış bitiminde eğer hayatta kalmışlarsa tekrar ahıra bağlanır çalışmaya gönderilirler. Fakat bu her zaman böyle olmaz iş gücünden düşen atlar veya kişinin ata ihtiyacı kalmadığı durumlarda atlar geri getirilmez.

 

Doğada özgürce yayamaya devam ederler.

Yılkıya bırakılan atlar doğayla bütünleşir.

Bırakıldıkları alanlarda çoğaldılar.

Gruplar oluşturdular.

Tehlikelere göğüs gererler.

Sayıları artmaya başlayınca etraflarını rahatsız etmeye başlarlar.

 

Anadolu’da yılkılar bazı bölgelerde yoğun şekilde yaşamaktadır..

Bu bölgeler : Manisa’da Spil Dağı ve Yunt Dağı, Muş, Kayser’de Erciyes Dağı etekleri, Karaman, Dinek, Karacaören, Madenşehri, Üçkuyu ve Karadağ köyleri ve Afyon Sorkun çamoğlu köyü Kocayayla’da yılkı atlarının gruplar halinde görüldüğü yerlerdir.

 

Atlarla uğraşan vatandaşlarımız yılkı atlarından sahiplendikleri atların sağlıklı hem de dayanıklı olduğunu söylemektedirler.

 

Tarihimizde devlet olarak gücünden yararlandığımız uzun süre çalıştırdığımız at, eşek ve öküzleri yaşlanınca kendi haline bırakmayıp yaşadıkları sürece bakımları için ödenek çıkarılmıştır. Bu ödeneklerin yerine ulaşıp ulaşmadığını kontrol ettiren bir medeniyete sahibiz.

 

İnsan hizmet veya sevgi amacıyla edindiği hiçbir canlıyı yok etme özgürlüğüne sahip değildir.

Doğasından kopardığı canlının sadece yaşamını devam ettirmek yetmez onların refahını sağlamak mecburiyetindeyiz.

Doğal ortamda yaşamını sürdürebilecekse doğal ortama bırakılır.

Atlarla uğraşan vatandaşlarımız bu hayvanların yaşayacağı alanları bilmektedirler.

Bir hastalığı varsa veya özel bakıma ihtiyacı olan atların tedavileri yapılmalı ve belirli bir süre kontrollü alanlarda bakımı yapılmalı ve doğaya dönebilecek duruma gelince bırakılmalıdır.

Her zaman bu alanlar kontrol edilmeli ve bazı mevsimlerde bu hayvanların ihtiyaçlarını gidermede zorlandıklarında yardımcı olunmalıdır.

Yaz aylarında mevsiminin kurak geçtiği dönemlerde su sorunu ortaya çıkmaktadır.

Bu hayvanların veya kurak bölgede yaşayan bütün hayvanların su ihtiyacını giderecek çeşmeler, yalaklar, batmalar ve suluklar yaptırılmalıdır. Bu su alanları her zaman kontrol edilmeli ve susuz bırakılmamalıdır.

Bir canlının susuzluğunu gidermenin günahlardan kurtulma yolu olduğumu bildiren bir inanca sahip olan toplum olarak tarihimize baktığımızda bütün yollar boyunca hayvanların ihtiyaçlarını giderecek yerler yapılmıştır.

Günümüzde karayolu ile yolculuk ederken dinlenme tesisleri ve mola yerleri gibi.

Dağlarımızda, meralarımızda, yaylalarımızda, ovalarımızda ve canlıların bulunduğu her alanda hayvanların su ihtiyaçlarını giderecek suluklar yapılmaktadır.

Bu suluklardan evcil hayvanlarımız hem de yabani hayvanlar yararlanmaktadır.

Yaz aylarında bu sulukların dolu tutulması için bazı insanlar özel gayret sarf etmektedir.

Bir canlının susuzluğunu gidermek için yapılan çalışmanın mükâfatı bol bir ibadettir.

Kış aylarında yoğun kar yağışı ve soğuk nedeniyle beslenemeyen ve aç kalan yılkı atları için bulundukları alanlara kaba yem (ot) bırakılarak açlıkları gidermelerine yardımcı olunmalıdır. Bunu fazla abartmamak gerekir.

Gerekli olmadığı zamanlarda yem ve ot bırakmak hem israf olmakta hem de hayvanların yaşam şeklini ve mücadele azmini kırmaktadır.

Açlık tehlikesi olmadan hayvanlara yem bırakılmamalıdır.

Yılkı atlarının yaşadığı bölgeler iyi araştırılmalı fazla abartmadan usulüne uygun kışın fırtına ve soğuktan korunacak alanlar yapılmalıdır. Bu şekilde hem gen kaynaklarımızı korumuş hem de hayvanlara vefa borcumuzu ödemiş oluruz.

Bizim yaşadığımız bölgede susuzluktan, açlıktan ve soğuktan donarak hiçbir hayvan ölmemelidir.

Doç.Dr. Lokman ASLAN

21.03.2018

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu su alanlarını yok etmek veya kullanılamaz hale getirmek cinayete eşdeğerdir.    

İnsan ile en yakın olan ve insanoğlunun bu günkü medeniyete ulaşmasında büyük emeği olan ve insana en sadık evcilleştirilmiş hayvan olan köpekler çağımızda büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Dünya Sağlık Örgütü’ne göre  dünya üzerindeki köpek sayısının insan nüfusunun 10’da biri kadar (750 milyon) olduğu ve bunun %75’inin de (500 milyon) başıboş olduğu tahmin edilmektedir.

İlk çağlardan günümüze köpekler hep insanlarla birlikte olmuştur.

Kızılderililerin inandıkları bir efsaneye göre, Tanrı Nagaicho dünyayı yaratmış. Sonra bu yeni  dünyada bir geziye çıkmış ve onu dolduracak şeyler yaratmış. Efsaneye göre erkek ve kadınlar topraktan yapılmış. Nagaicho ayağı ile toprağa sürttükçe dereler ve ırmaklar oluşmuş ve her bir hayvan yaratılarak dünya üzerinde yerine konulmuş (yani köpek dışında her bir hayvan). Hikayenin hiçbir bölümünde Tanrı Nagaicho'nun köpeği yarattığından söz edilmiyor.Aslında Nagaicho dünya üzerindeki gezisine başladığında her zamanki gibi yanına köpeğini de almış. Çünkü tanrı nın hep bir köpeği varmış. Herhalde Kato'lar için bir insanın köpeksiz yaşayabileceği düşünülemiyordu. Köpek her zaman vardı.

Ortadoğu'da lk evcilleştirilmiş hayvanlar12 bin yıl önce görülüyor.  in­san göçleriyle birlikte Avrupa ve As­ya'ya yayılıyor.

İnsanoğlunun hayvanları evcilleştirmesinin nedeni günümüzde tam olarak aydınlatılamamıştır.

Böyle bir çabaya gir­mesinin nedeni; beslenmeyle uzaktan yakından alakası olmaz.

İnsanın yaşadığı ilk çağlarda, bugün bile yakalayamadığımız, müthiş bir bolluk vardı.. Avcılık, onlara ihtiyaçlarının çok üs­tünde et sağlıyordu. Ayrıca, doğa bu­günkü kadar kirlenmiş ve tahrip edil­miş değildi; bu nedenle sebze, mey­ve  ve ot konusunda da en küçük bir problemleri yoktu.

Kıtlık diye bir problem yoktu insanoğlu neden bü­yük bir çabaya girişerek bazı hay­vanları evcilleştirdi.

Bu sorunun cevabı insanın yaşadığı tarih, çevre, kültür, inanç, gibi nedenlerle her dönemde farklı olmuştur

Kimileri bu noktada "örtünme ge­reğini giderme" konusunu gündeme getiriyor.

Ancak bilimsel veriler bu­nu da doğrulamıyor. Bir kere, av hayvanları onlara örtünebilecekleri kadar deriyi sağlıyordu. Ayrıca, yü­nü kullanmasını bilmiyorlardı. Zaten bilmeleri de olanaksızdı; çünkü o dö­nemde yaşayan vahşi koyunların yünleri yoktu.

 

İnsanoğlunun ula­şım amacıyla bazı hayvanları evcil­leştirdiği tezini öne sürüyorlar. İnsanoğlunun ula­şım nedeniyle eşeği, atı ve deveyi evcilleştirmeye başladığı tarih yakla­şık M.Ö. 3000 yılları Oysa evcil­leştirmenin başlangıcı ise M.Ö. 12.000 yıllarına kadar uzanıyor. Kı­sacası insan, 9.000 yıl boyunca baş­ka nedenlerle havyanları evcilleştir­meyi sürdürmüş... M.Ö. 12.000 yılında insan, ilk olarak köpeği, M.Ö. 7000 yıllarında domuzu ve ke­çiyi, M.Ö. 6300-6500 yıllarında inek ve koyunu, .Ö. 3500 yıllarında ke­diyi ve M.Ö. 3000 yıllarında da at, eşek ve deveyi evcilleştirmiştir.

Evcilleştirme ister insannın tarımsal faaliyete başlamasıyla Tarlalardaki ürün, bazı hayvanların dikkatini ve iştahını ka­bartması ve tarlalardaki ürüne saldırmaya başlaması ile. iki ihtiyaç birden ortaya çıkıyor:

Birin­cisi, tarımsal artığın tüketilmesi ve tarlalardaki artıkların temizlenmesi... İnsanoğlu bu ihtiyaca cevap vermek için köpek ve domuzu evcilleştirme­ye başlıyor.

İkinci ihtiyaç ise, tarla­lardaki ürünün "hırsız hayvanlardan" (manda,inek gibi) korunması... İnsa­noğlu bu hayvanları sağ yakalayıp evcilleştirmeyi, tarlaların çevresine çitler örmekten daha ekonomik bulmasından olsun.

İster hayvanların evcil­leştirilmesi tamamıyla "batıl bazı inançlardan ve pratiklikten" kaynak­lansın.

Şöyle ki; ilk vahşi inekler, süt vermedikleri halde boynuzları hi­lal biçimindeki ayı anımsattığı için evcilleştirilmişlerdi. Yine atalarımız, vahşi kümes hayvanlarının yumurta­sından yararlanmıyordu. Ama onla­rın kendilerini sabahları bir saat gibi uyandırdıklarını da görmüşlerdi.

İster hayvanların evcilleştirilmesi "sosyal statü" "nedeniyle; olsun. Çünkü fazla hayvan sayı­sı kişinin zenginliğini simgeliyordu.

ev­cilleştirilen ve etlerinden yararlanılan hayvanların ancak çok yaşlandıkla­rında öldürüldüklerini ileri sürüyor­lar ve Kenya'da yaşayan Massai kabilesini örnek gösteriyorlar. Bu kabi­ledeki tek zenginlik kaynağı, insanla­rın sahip oldukları hayvan sayısı... Bunun için de, hayvanlarını kesinlik­le öldürmüyorlar, hatta onların sağlık durumuyla çok yakından ilgileniyorlar. Hayvanın bir tek, arada sırada kanını alıyorlar ve bunu sütle karıştı­rıp içiyorlar. Hayvanın zenginlik ve güç simgesi olarak görülmesi, sadece

Vahşi doğada yaşayan hayvanlar, kendi yiyecek­lerini bulmak, kendilerini savunmak ve kendi kendine türünü devam ettirmek zorundadır.

 Evcil hayvanlar ise, insanın yardımı olmadan bütün bunla­rın üstesinden tek başlarına gelemezler.

1. Hayvan yetiştiriciliği: Bu süreç, insan ile hayvan arasında birebir ilişkiyi gerektirmeyen bir aşama... İnsanoğlu, yakınlaştığı hayvanı sürüler halinde yetiş­tirmekle yetiniyor, bu sürünün içindeki hayvanlarla tek tek ilgilenmiyor.

2. Eğitim ve terbiye aşaması: Burada insanın tek tek bir hayvanla ilgilendiğini görüyoruz.

3. Evcilleştirme: Bu aşamada artık bir tek hayvan de­ğil, bir hayvan türü söz konusu... İnsanoğlu, birebir ya­kınlık kurduğu, deneyimleriyle bunu gerçekleştirdiği hayvanın türünü evcilleştirme çabasına giriyor. Bazı biyologlar, eğitim ile evcilleştirme süreçleri arasında bir farklılık olmadığını iddia ediyorlar. Evcilleştirmenin, mutlaka eğitimi gerektirdiğini ileri sürüyorlar. Bir baş­ka grup biyologa göre ise, bir hayvan eğitilebilir, yetişti­rilebilir, ancak evcilleştirilmesi mümkün olmayabilir. Bunun en tipik örneği ise, bazı vahşi hayvanların sirk­lerde gösteri yapacak kadar eğitilmesi, ama türlerinin vahşi niteliğini korumalarıdır.

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI